Hep yazıldığı gibiymiş gerçekten. Eski bir dosta rastlamak insanın içine uzun zamandır yemediğin, tadını unuttuğun ve karşılaştığında, güzel olduğunu hatırladığın bir yemek gibiymiş... Uzun zamandır yapmadığım ve gerçek olanı kaybettiğimden beri, belki eski benliğimde olan ve bugün kaybettiğim o güzel duyguları yeniden kazanabilirim diye bir ümit kapladı içimi. Ama yinede yorgunum demeden duramıyorum. Yıllar bizi değiştirirken ne kadar yorgun oldugumu yeniden ve yeniden gördüm. Yemeğe biraz daha su ve maydonoz eklemem gerektiğini düşünüp yerimden kalktığımda, elime yapışan maydonoz parçasından tiksindim. Hepsi yeni tanıştığım ve dost gibi olmaya çalışan insanlar gibi üzerime yapışmış hissinden kendimi kurtaramadım. Oysa kimseyle görüşmüyordum. Ve kaçacak yerimde yok. Evin her köşesini deniyorum. Çalışma odamı sürekli dağıtıyor ve aradığımı yine bulamıyorum. Yine bulamadığım o küçük perilerin nereye saklanmış olabileceklerini düşünüyorum. Ve şimdide pilav pişmiş olmalı..
Aklımdan bir şiir geçse diyorum, camları acık salon penceresinden, perdenin, çıplak bir kadının üstüne öylesine atıverdiği davetkar, herseye hazır bir ruh hali ile giydiği tül misali uçuşsa eteklerim.. Bir şiir geçebilse aklımdan arka odadan gelen o yoğun çiftleşmiş güvercinlerin pisliklerinin kokusundan kurtulmak istercesine kaçsam o evden diyorum. Ve sen geçsen aklımdan ne olur ki? yangın çıkar mı? Mutfakta yanlışlıkla unutuluş bir tencerenin dibinin tutması gibi ancak izi kalır yıkanınca, iyice ovalayınca geçiverir. İşte diyorum ya, yağmur o camdan birden yağıverse! tül misali üstümdeki o elbise evin içinde bile ıslanabilse herseyden arınabilsem o an! kollarımı açıp kendimi yağmura bıraktığımda gözlerimi hiç açmadan ayaklarım hep çıplak ben hep çıplak! koşabilsem kaçsam o evden! Ama yok işte bir şiir olsa aklımda yazardım sana!