Cam agaclari.. Hemen hemen her yasadigim evin etrafında oldugunu düşününce hatirliyorum. Az önce bir yansımaya diktim gözlerimi, agacin dalları sokak lambasının isigi ile odanın duvarında sallanıyordu bir o yana bir bu yana.. Prag'daydim.. Geceleri gördüğüm en fazla şey bu agaclarin evin icine vuran golgeleriydi. Çit cikmiyordu dışarda. Ev sessiz. Yalnizligimla mi basetmeliydim bilmiyordum.. Agaclar sallanırdı.. Ruzgarin sesi duyulur ardindan tavandaki cam'a yağmurun sesi vururdu.. Bu benim icin oldukça romantikti.. Odanın icinde yatan iki kucuk cocuk oyuncaklar, yarin icin hazirlanmis cantalar.. Bazı zamanlarda bahçenin isigini açık bırakmak isterdim. Citlerle cevrili ama oldukça karanlık o bahçe bana geceleri orda baska biseylerin yasadigi duygusunu verirdi. Orda en çok hayvanlardan korktum. Boyle yazinca çok komik gorunuyor.. Yagmur birden öyle hizlanirdi ki, sokak lambalarının turuncu isiginin ardından düşmesini izlemek.. Yarinin ayni olacagini düşünmek.. Rutinden çıkamamak.. Beynimin icinde dolanıp durmak ve oturacak yer bulamamak gibiydi. Iste bu gece gördüğüm o yansıma sevdiğim bir evde ve hiç de yalnız olmadigimi hissettiren bu evde hersey daha umit verici... Ama şöyle de demek isterdim hemde çok; hava nasıl kararmisti, gökyüzünde isiklar çarpıyordu birbirine ve sesleri geliyordu gok gurultusunun.. Cam'a vuran yağmur taneleri bir piyano sesi ile beraber evin icinde yansiyordu ve ben sanki bir sokakta bir yere yetişmekte olan bir kadinmiscasina koşuyordum. Korkmuyordum! Belki ciplakti ayaklarım bilmiyorum belki o zaman saçlarım kirmiziydi. Ve belki 20'li yaslarindaydim. Çok islanmis ve eve varamamistim..