Sabahlari kalkmak sandigimdan daha zor olmaya başladı. Bunu beklemiyordum. Erken uyanmak bir takinti benim icin. Kimse uyanmadan evi dolaşmak günü anlamaya calismak, uyurgezer gibi.. Hava artık daha da geç aydinlaniyor. Yakinda karanlıkta yatıp, karanlıkta uyanacağız. Daha az uyuduğumda daha yaratıcı oldugumu biliyorum. Kafam hiç olduğu yerde degilki burdayken baska biyerde dans ediyor baska bir hayalin icinde. Calisan kadin gelecek ama o gelene kadar nerdeyse ev tamamen düzen icinde oluyor. Umursamiyorum. Saclarımı taradım, sonra yine ve yine... Sacmasapan yağlar surdum. Aynada yüzüme baktım. Acaba botoks yaptırsam nasıl gerinecek yüzüm diye ellerimle suratımı gerdim. Cok saçma buldum bu düşünceyi. Kucuk karıncayi izliyorum. Ekranimin uzerine nasilda gelmiş. Ona bir Glenn Gould açtım. Seviyor mu acaba piyano sesini. Sürekli dolanıyor. Nereye gideceğini bilmiyor. Aksam haberlerinde kaybolan karınca ile ilgili haber var mi acaba sizin dünyanızda? Bir telaşla ordan oraya koşturuyor ve beni de telaslandiriyor onu nereye koyabileceğimi bilmiyorum. Evinin yolunu bilmiyorum. Gel diyorum ona kitabi uzatıyorum. Kitabin üstünde dolaniyor. Hiç bilmediğin bir ülkede, dilini konusamadigin bir yer de tek başına kalmak gibi. Ayni duyguyu defalarca hissetim karınca. Insan bir sekilde yolunu buluyor merak etme. Ama ben yinede seni alıp mutfakta bulduğum diger karıncaların yanina götürdüğüm icin kendimi mutlu hissetim.. Bir gün basıma bir şey gelse karıncaların beni koruyacagini düşündüğüm doğru. Bir tanesini basına bir şey gelmesin diye mutfakta özenle calisiyorum. Bazen meyve kabuklarını bırakıyorum yuvalarına tasisinlar diye.. Hiç garip degil bu inanin, kucucuk bir seyin varligini önemsemekten ve aslında kocaman bir dünyaları oldugunu düşünmekten alikoyamiyorum kendimi.