Mart 30, 2023

 

Iceriye girmeden gözüm kapının koluna takılıyor, kaç yılında yapildigini bilmiyorum, dağların yağmur yagdiginda koyu bir kahverengiye donen toprak rengi gibi, kokusu hemen olmasa da duyulabilen, ne yaparsan yap eskimeyecek bir güzellikte paslanmış olan kapı kolunu tutuyorum. Icerde beni neyin beklediğini bilmeyerek, cocukken duydugum o merak duygusunun beni ileriye doğru itmesi gibi. Ve saçlarıma kucukken bagladigim o iplerin birer kucuk periler oldugunu ve hayatta her istediğimi yapabileceğimi dusundugum o zaman diliminde olduğu gibi, yine ayaklarım ciplak, çocukluğumda eski evimizin arkasinda saklambaç oynarken saklandigim kucuk balkonun altinda ayağıma giriveren paslı çividen duydugum korku ve acıyı topugumdan akan kanin, icimde yarattigi endişe ile, kapıyi birden acmamla karşıma çıkan o igne yapraklı yuzyillik ağacla karsilasmam.  Agzim acik, elim kapı kolunda gecenin bir yarisi bir ormanın içerisinde göremeyeceğin o koyu yeşillik icinde, sadece hissedebileceğin renklerle varolmanın güzelliği. Yere uzanıyorum aniden gümüş rengi bir balık geciyor gökyüzünden bana bakarak ama görmeyerek, perdelerini açıyorum camların, yürümeye devam ederken, ayaklarımda hissettiğim çamur gibi yapisik ama sicak birseyin uzerinde yürüdüğümü hissediyorum. Yürümekten korkmuyorum ama yapisiyorum, sanki bir şey hareketlerimi kilitliyor bilerek, kafamı yukarı tekrar kaldirdigimda, günesin hiç dogmadigi, bekleyenlerin heveslerinin hep yarıda kaldigi, soğuk ruzgarlardan, üşümüş agaclardan ve akan yağmurun yaprakların uzerinde biraktigi donmuş su taneciklerinden hiç ama hiç eriyemeyecek olmasından, bası boş dolasan gece hayvanlarının ayak izlerinden ve karsilastigim gercek mi degil mi bilmediğimden korkumu ellerimin arasına aldım onu yüzüme degdirdim sevdim, yatistirdim, isteyerek yaptım. Ellerimle bogdum onu, ölmesi icin elimden geleni yaptım. Korkma dedim bir yol var ilerde yuruyecegimiz, isiklari göreceğimiz güneşin doğacagi belki de... Ciceklerin acacagi, bu zifiri karanlık icinden kurtuluş var hadi gidelim dedim. Arkami döndüm kapı artık orda degildi.

 Sigmiyor yine bir yere ruhum. Yapmak zorunda olduklarım birer yük haline geldiginde, kacacak hiçbir yer bulamıyorum. Su sarkinin melodisinde kendimi buluyorum. Nasıl giriyor icime bu ilk girişi gibi...'Kill the Pain' caliyor... Evin butun isleri bittikten, cocuklar ara öğünlerini yedikten, arkadaşlarıyla oynadıktan, ödevlerini yaptıktan, yikandiktan, opup koklandiktan, aksam yemeği hazirlanmis kocamı bekledikten ve onu da doyurduktan sonra. Sirt çantamı alip evime ve köpeğime gidecekmişim gibi hissetmek ne manasizca geliyor okurken biliyorum. An'da olun diyorlar ya ben an'da kalamam. Nerde olursam olayım olamam. Insan olmadıgı yeri ister. Olamadigini sever, kavusamadigina tutku duyar. Hayatin aci ve güzel olan tarafi bu bence. Öyleymiş gibi yapabilen kadinlara hayranım. Orda gibiler, o evde, zevk alıyorlar. Yatakları toplarken, bulasiklari makinaya koyarken, masanın üstüne ortu yerleştirirken.. Ogle vakti bir komsusuyla kahve içip çocukları ve kocasını cekistirirken.. Aksam yemeğini çoktan hazirlamis olmanın verdigi gururla, bacak bacak üstüne atmış günü bitirebilmenin keyfini yasarken mutlular. Lanet olasıca bu hayati kabullenmişler. Aksam kocaları sevişmek istediğinde, tüm gün yorgun olduklarını düşünerek hayır demek isterler ama diyemezler. Sadece çabucak bitse bu gece diye hızlıca hareket ederler. An'da degilim. Eksikligini hissettiğim köpeğimin yanındayım. Onunla konuşuyorum, kulaklarını oynatıyor bazen, anlamaya calisiyor. Yine mi gideceksin o eve, beni burda yalnız bırakacaksın der gibi bakıyor yüzüme. Insan bir hayata kaç hayat sigdirabilir söylesene Delgadina? 

Mart 28, 2023

 Ac saclarini, muzigi de ac, temiz bir sayfa ac ve çıkar gözlüklerini... Nerdeyse aksam oldu. Yine bir kupa kahve. Sonunda mide kramplarıyla yasayamayacak hale gelecegim. Hava durmuş, cam agaclari sakince sallanıyor dışarda, renkleri iyicene koyuya çalıyor. Soğuk havayı sever gibi duruyorlar konuşmadan. Konussalar çok şey anlatacaklar gibi. Insani yasama bağlayan bu duruslarini çok seviyorum. Evdeki kocaman iki ağacı bahçeye ektirdim. Onları orada görünce, sanki özgürlüklerine kavustuklarini hissediyorum. Yerden istimali bu cehennem sicagi evin icinde çok mutsuzlardi. Buraya ait degillerdi. Getirdiğim gün o neseli yemyeşil hallerinden bir sure sonra hicbisey kalmamisti. Insanlarda boyle olmali, ait olmadıkları yerde istediği konforu yaşıyor olsunlar yine de yasamayı sürdürmeleri hastalıklı bir durum. Baska bir isimle baska bir sehirde yasamak mümkün mu diye düşünürüm bazen. Tamamen bir kurgu beynimin icinde. Bir kucuk canta ile bir otobüs biletini alsam, bilmediğim bir sehirde bir kucuk ev kiralasam. Ama yeni bir kimlikte istiyorum. Adim baska, saçlarım baska. Komsularim, arkadaslarim baska. Birden değişiverse dünyası insanin, aniden baska biri olabilir mi acaba? Yine gulemediklerine gulemez ve yine sevmediklerini sevemez belki ama, baska bir kimlikte bugun sevmediği bir yemeği yiyebilir mi? Insan nasıl değişir? Sartlar değiştiğinde baska biriymiş gibi davranabilir mi? Ya simdi baska biriysem? diye düşünmeden duramıyor insan. Hayatta insanin kendini bulmaya calismasi kadar zor bir durum var mi baska bilmiyorum ama bu benim icin zor onu biliyorum. Kaybettigi çocuğunu, sokak sokak yalınayak, bağıra cagira, aglaya aglaya, kan kusarak, ellerini yüzüne götürmüş acınası bir caresizlikle arayan annenin hüznü gibi icimdeki. Ancak yaşayanların bilebileceği büyük bir  yalnızlık büyük bir arayış. Büyük demek bile komik kaçıyor bu cümle icinde. Ne büyük ne kucuk bir duygu iste kapladigi alan gün gectikce cogalan... 

  Simdi bu bir duz yazi mi? Duz yazi diyince iste öylesine ağzımdan cikacaklari buraya yazmak gibi geliyor. Yagmur feci bir sekilde yağıyor. Cikip fırına gittim. Iki pide aldım. Çıkarken iyi Ramazanlar dedim. Sonra kendime güldüm. Kendimi yağmura yeniden attım. Bir sure şemsiyemi açmadım. Nasıl güzel yağıyor. Saclarimi, montumu ıslatıyor. Etraftaki dükkanlarda, iceriye giren suları süpüren adamları gordum. Herkesin bir ugrasi var dedim. Kardeşimle konustum. Onunla konuşmak bana hep iyi gelir. Surekli bir derdimi ya da memnuniyetsizliğimi anlatır dururum. Ama o hep mantıklı bir cevap bulur hayata tutunabilmem icin. Yurudum epeyce... Agaclarin rengi daha bir canlı, toprak daha bir güzel kokuyordu. Ulus'ta oturuyorsanız Istanbul'un kurtarilmis bölgesinde oldugunuzu farkedersiniz. Sessizlik, ağaçlar ve pek yürüyende olmaz. Hersey burda kapıya gelir. Soforler, market, kasap bazen sabahlari yürüyenlerin sadece bu evlerde calisanlar oldugunu gordugum oluyor. Acimasizca bir hayat gibi. Yasanmislik katması zor olan. Herseyi çözecek bir careniz varmiscasina burnunuz havada gezebilirsiniz. Neyse ki, hepsinin icinde ama hepsi ile mesafeliyim. Huzurluyum bugun yağmur var. Kafam yine öyle karmaşık ki, cocuk kitapları yapmayı nasil bir hevesle istiyorsam yine de motivasyonumu saglamakta zorlanıyorum. Nerdeyse hersey bir heves benim icin. Maymun iştahlı olabilirim. Çok seyi yapmayı deniyorum ama sonuçta hiç bir şey yapamıyorum. Ya da yaptıklarım bana yetmiyor. Ev nasıl sessiz ve huzur verici. Bugun calisan kadinda yok. Sabah kuzenim kamerada arayıp, kalk hadi etrafı topla demese onu da yapmicaktim. Kendime geceden soz veriyorum hicbirseyi toplamadan butun gün öyle oturup yazacağım diye. Gunun sonunda evi toplamış, yemekleri yapmış, çocukları beklerken buluyorum kendimi. En kolayi yazmak geliyor bana en zahmetsizi.. Sanki bunu hep yapıyormuşum da hiç farkında değilmişim gibi. Bunun edebi bir yonu yok biliyorum. Ama ellerim, beynim durmuyor hep yazmak istiyorum.  Aklim Suadiye'deki evimizde denizin her halini gördüğüm günler geliyor. Bir de Cenevre'de göl kenarında ki evimizin devasal bir tarihi tiyatro binasınin karsisinda olmasını unutamıyorum. Çok anlar var surekli bunları yazıp durmayacağım. Ama en güzeli insanin zihninde asla gitmeyecek olmaları. Unutmak berbat birsey herseyi unutuyoruz. Ben insanlarin isimlerini, nerde tanistigimizi, randevularımı, izlediğim filmleri ve okuduğum kitapları unutuyorum. Unutmamak icin yazmak en iyi çözüm. Evet simdi cocuk kitabi yazabilecek miyim bilmiyorum..

Mart 27, 2023

 

Ses geçirmeyen bir yer aradım icimde

Daha çok dönmek istedim dönemedim icime

Dönemedim..

Cünkü;

Bir yer ararken kayboldum. 

Zihnimde uçuşurken kelimeler, peslerinden koşmaya calistim 

Bir o yana bir bu yana savruldum.

Bir yer aradım,

Alalade!

Bir kuyu, kösesinde ateş yanan

Ve duvarlarında balıkların yüzdügü

Hiç duramadiklari yerlerinde...

Mart 26, 2023

Bugun haftanın ilk günü, yogun bir gerginlik ile güne baslamak olabilecek en kotu şey ama elimde degil. Cocuklara ne zaman kızsam vicdan azabıyla tüm gün hicbirsey üretemiyorum. Ama sonra hakli olduguma kendimi inandirmaya calisiyorum ve hakliydim evet. Onların beyinlerini televizyon ve bilgisayar oyunlarıyla hergun daha fazla tüketmelerine izin veremem. Bugun buna izin verirsem eğer, yillar sonra onlara hicbirsey vermediğimi düşünmelerine tahammül edemem. Cocuklarima, tüm davranislarimin ve öğretilerimin yine kendi cikarlarim, hayattan kendi beklentilerim içinmiş gibi gorunuyor.  Kendi yoğurdugun bir hamura sekil vermek. Biraz acımasızca geliyor. Hayir demek. Üstelik ben en az bu kelimeyi kullanan annelerden biriyken, bu sabah artık duruma dayanamayarak evde cinnet geçirmiş olabilirim. Evin her yani sanat icinde yasarken, ben kitaplardan kafamı kaldirmazken evin icindeki bu iki cocuk neden bana benzemiyor diye kızmaya hiç hakkim olmadigini biliyorum. Yaptiklarimi yapmak zorunda olmadiklarini da ama bu yasta onlara verebileceklerimi vermek zorundayım bu sorumluluğu taşıyorum. Üstelik her ikiside resim ve müzikte yetenekliyken. O berbat oyun videolarında konuşan, oynayan adamlari izliyor olmaları beni çileden cikartiyor. Birden bir sanatçı ya da bilim adamı olmalarını beklemiyorum. Kendi dünyalarına, hayal etmeyi öğrenmelerine fırsat vermeye calisiyorum. Ama onlar Minecraft karakterleriyle beyinlerini yiyorlar. Yazmam gereken onca güzel şey varken bu sabah bu doluluk beynimi boşaltmami zorlastiriyor. Üstelik en sevdiğim yazarlardan birinin kitabini alip zevkle okumaya calisirken, cildini yanlış yapistirdiklari icin kitabı actigimda kapanmıyor. Bir okuyucu olarak kitabin dokusu, tasarımı, ciltlemesi o kadar onemli ki benim icin. Dun geceden başladı yani tüm bu doluluk. 'Hava harika bugun disari ciksana' diyen kocama sabah gülümsedim. Havanın harika oldugunu calışma odamdan izlemekte inan harika demek istedim. 

Mart 21, 2023

 Bir anlık kök salmış gibi odanın içinde oturarak zamana bakıyorum. Bir çatı katında isiklari hala sönmemiş bir evde bir telaş var gibi. Üstelik sabah oldu, gün aydinladi. Herkes gitmesi gerektiği yere doğru yol aldi. Dunyada bir gün daha başladı. Yapraklari diken diken neredeyse apartmanın boyundaki cam agaclarina, kaç yıldır kaç kisi bakarak birseyler düşünmüş olabilir. Hep ihtimaller kafamın icinde. Olivia burada olsaydi, ya da Lego nasıl olurdu diye düşünüyorum. Ne bir kedi ne bir kopek bakmayi becerememiş olmak benim kotu biri oldugumu gösterir mi? Oysa onları çok özlüyorum. Ama sevdiğim çok az seye tahamulum oldugunu biliyorum. Bugun hava Londra'dan farksız. Kasvetli, ice dönük. Son zamanlarda kendimi bulduğum hava ile yarisiyoruz sanki. Bu diger kadınla yeni tanistim. Ikisini çok iyi biliyorum ve yıllarca onlarla yaşıyorum. Artık nerde ne yapacaklarini biliyorum. Ama sen ucuncu kadın seni tanimiyorum. Tuhaf bir tad bırakıyor ağızda bazı yiyecekler, gitmiyor. Sessizligini bilmiyorum. Bir bedene sahip olsaydın saçların ne renk olurdu bilmiyorum. Ellerin, boyun, konuşman, boynun mesela.. Bir yansıma geciyor gözümün önünden, Cenevre'de bir aksam yemeğine giderken o soğuk ve kasvetli sehirde ayakları yerden kesik kucuk kizi izliyor beynim. Onu da özlüyorum. Dünyadan bir haber olmak ve daha az yasanmislik insani daha saf yapıyor tabii.. Cocuklar bu yüzden güzel. Iclerinde beslemeleri gereken iyi ya da kotu duyguları yok. Saf haliyle cocuk iste. Gulunce gülüyor, ağlayınca ağlıyor. Icinde milyonlarca parcaya bölünmüş ne bir duygu ne baska kadınlar, baska erkekler olmuyor. Insan bir bedende kaç kisi yasayabilir. 

Ayaklarımı camin pervazina uzatmış sogumalarini istiyorum. Sanki az önce sıcak bir kumun uzerinde yürümüş ve bu yürüyüşe devam edememiş ve kendimi bu koltuğa atmisim gibi..Tum bunlar olurken, gökyüzündeki karanlığa dalıyor gozlerim. Aslında gördüğüm daha çok sehir isiklari kocaman binalar ama zihnimde gece zifiri karanlık ve ayaklarım sicak. Inat ediyorum bu düşünceyle. Yükselen piyano sesinin yarattigi umidi icime dolduruyorum. Iceride şömine atesinin sesi ile birlikte gece daha bir anlamli oluyor. O piyano hep çalacak diyorum kendime. Sonra birden gözlerin aklıma geliyor. Acaba gercekten deli olabilir mi? diye bakan, alaycı sözlerinle birlikte. Masamin uzerinde duran binbir emekle yapilmis, üstelik hediye gelen heykeli, alip yere vurasım geliyor. Gözlerin geldigi zaman aklıma, icimde kopan firtinanin günlerce süreceğini, evleri alıp sürükleyeceğini, çamurdan agaclarin gorunmeyecegini. Kopan ciglik seslerini, acligi, sefaleti, insanlarin olecegini, cocuklarin surekli aglayacagini, caresizligimi goruyorum. Sonra düşünmekten vazgeçiyorum. Dokundugum yüzünde,  gercek olmayan bir yüze dokunuyormuş duygusu kaplıyor icimi. Sokaklarda seni bekleyişimi hatırlıyorum. Uzun uzun yürümemi, ve nedenini sonra sorguluyorum, seni neden beklediğimin bulamıyorum..

Mart 17, 2023

 

Yasayamayanlarin anlayamadigi bir dilde. Bir sabah uyandigimda, neyim oldugunu anlamlandiramadigim o zaman, beynimin içerisinde dolasan sanrilara inat, okunmamış kitapların bir bir ortaya cikmasini isteyerek, sessizliğin tadını cikarabilmek. Sokagin kosesinde duran bir seyyar saticinin bugun ne kadar satacagini düşünmek, camin kenarına yanastirilmis bir hasta koltuğunda tüm gün, gökyüzünun tüm degisimlerini, yoldan gelen gecenleri, kedileri-kopekleri, sitenin önünde duran güvenlik gorevlisini, bir telaşla girip çıkan arabalari.. Dunya'yi bir camin arkasında tüm gün koltuğunda izleyerek nefes alabildiği icin şükreden o yaşlı teyze. Benim bugun neyim var dediğimde, kendimden utandigim duygularımı kontrol etmeye calistigimda daha kötu bir yola giren araba misali bir o yana bir bu yana dönüşüm. Iste o koseyi döndüğümde karsilastigim çiçekçiden gelen bahar çiçeklerinin kokusu ile, disarida oldugumu anlamış olmam. Nereye gidiyordum? evden ne zaman cikmistim. Yola çıkmadan önce ne dusunmustum bilmiyordum. Ciçekçi dukkaninin önünde dururken, cevremdeki park bana çok tanıdık geldi. Bir yerden dönmüştüm evin orada olmalıydım ama degildim. Buraya nasıl geldigimi anımsamayacak kadar kafamın içerisinde ne olmuş olabilirdi. Su an burda olmaktan neden keyif aliyordum. Burada aradigim neydi? Üstelik hava buz gibiydi. Arabamda yoktu. Bindigim taksiye neden buraya tarif etmiştim. Bedenim mi beynim mi bilmiyorum beni neden buraya getirdi. Seni ya da bir seyi bulmaya calismam anlamli ama ürkütücü bulduğumu kabul ediyorum. Artık yalnız basıma sokaklara çıkmamam gerektiğini düşünüyordum ki, seni hatırladım. Buldugum bir banka oturup, bir sigara yaktim. Kendi kendime konustum; Ah! Delgadina, hayati bir roman gibi yaşayamazsın. Hadi bitir icindeki o duyguyu ve uyandır beynini dedim! Uyanmiyordu. Aglamaya başladım, çok üşüyordum. Insanin kendini birine anlatmaya calismasi kadar zor bir şey yok dedim. Ne yapsam, ne desem anlamayacak nasil olsa. Verdigim savas seninle ilgili mi yoksa kendimle verdigim savas mi bilmiyorum. Bir hain duygu geliyor icime saplanıp kalıyor sanki. 



Mart 16, 2023

 


Olmuyor aslında. Konusunca tüm buyusu bitiyor duygularımın. Sonra ne desem anlamı olmuyor çünkü o ben olmuyorum. Caresizlik, ulasilamamazlik duygusu kaplıyor. Sen karsimdasin ama o ben degilim. Saclarini, yüzünün çizgilerini uzun zaman önce gördüğüm halinden, bu baska halin. Daha bir ciddi gibi ama aslında daha yakin olan, anlamaya calisan ama beceremeyen.. Ne yazarsam yazayım, ne söylersem söyleyeyim ulaşamam ben sana. Bir gün bir yolda yürürken, baska kucuk bir sehirde karşıma çıkar misin? bilmiyorum. O an çaresizliğimden baktigim yüzünde ne görebilirim. Diyebilir miyim? Sen hiç gerçekten sevilmemiş adam sevmeyi bilmeyen, benim hikayemde ne ariyorsun. Elimde olsaydı seni yillar önce hayatimin bir odasına sokup, orada oturmana izin vermezdim. Hala seni orda saklamış olmam benim hatam. Kapıyı acmaliyim ve sen gitmelisin. Kendini güneş batarken attigin denizin icinden cikardiginda hissettiğin duygularla basetmelisin.

Mart 13, 2023

 

Atlayamiyorum,

Karşı binanın catisindan bir digerine atlayamıyorum. Yol orda biliyorum. Günlerdir, aylardır o catiya cikiyor ve karşı tarafa atlayamiyorum. Kafayı bozduğum yağmur bir yağıyor bir yağmıyor bazen sadece yagiyormus gibi yapıyor. O da yapamıyor boyle hüngür hüngür akamiyor bulutların arasindan. Vuramiyor kafayi sanki, çakamıyor sesi cikmiyor. Ordan asagiya bakıyor ve inemiyor. Ben atlayamiyorum. Her gün oraya gidiyorum her gün bekliyorum. Daha ne kadar beklemem gerektiğini bilmiyorum. Ama bıkmadan her gün biraz daha bitkin, her gün biraz daha tükenmiş gibi.. Bazı günler daha makyajlı daha parfümlu daha bir gösterişli sanki.. Deniyorum. Belki boşluk beni boyle daha çok beğenir. Olmuyor ne boşluk goruyor beni ne ben boşluğu geçemiyorum. Sanki kendimi gösterebilsem ona bana yardim edecek gibi.  Ne yapacak sanki karşıdaki binayı bana yaklaştıracak mi? elime bir paraşüt mu verecek? Hangi mesafeden nasıl atlayabilirim ki.. Arkami donup bakıyorum mesafe yok! Geriden gelerek kosabilsem yok!  Nasıl atlarım diyorum bacaklarım kısa, ellerim kucuk..  Bir koku sarıyor etrafımı nefes almaya calisiyorum. Martilar geciyor basımın uzerinden bagiriyorlar bir ciglik sesi sanki duydugum. Ne bir kus sesinin güzelliği var seslerinde, ne bir kus güzelliği tavırlarında. Herkes dünyadan nefret etmiş gibi dolanıyor sanki. Hayata karşı aramda olusan boşluktan atlayıp diger tarafa geçemiyorum. Kimse yardim edemiyor. Kimseden yardim da istemiyorum! Hergun kendi kucuk ayaklarımla cikiyorum o binanın tepesine anlatıyorum boşluğa, onu ikna etmeye calisiyorum. Beni duymuyor. Havada uçuşan notalar gibi sesim yankılanıyor boşlukta. O beni seviyor biliyorum. Oteye gitmeme izin vermiyor. Derinine girmeme izin vermiyor. Ona atlamam da yasak. Oyle nefes al diyor!


.

  Seni özledim. Sabaha karşı, koyu bir denizin üstünde, bir balıkçı teknesinde tutulmuş gibiyim. Ağzımda oltanın iğnesinin bıraktığı acı… Sü...