Sigmiyor yine bir yere ruhum. Yapmak zorunda olduklarım birer yük haline geldiginde, kacacak hiçbir yer bulamıyorum. Su sarkinin melodisinde kendimi buluyorum. Nasıl giriyor icime bu ilk girişi gibi...'Kill the Pain' caliyor... Evin butun isleri bittikten, cocuklar ara öğünlerini yedikten, arkadaşlarıyla oynadıktan, ödevlerini yaptıktan, yikandiktan, opup koklandiktan, aksam yemeği hazirlanmis kocamı bekledikten ve onu da doyurduktan sonra. Sirt çantamı alip evime ve köpeğime gidecekmişim gibi hissetmek ne manasizca geliyor okurken biliyorum. An'da olun diyorlar ya ben an'da kalamam. Nerde olursam olayım olamam. Insan olmadıgı yeri ister. Olamadigini sever, kavusamadigina tutku duyar. Hayatin aci ve güzel olan tarafi bu bence. Öyleymiş gibi yapabilen kadinlara hayranım. Orda gibiler, o evde, zevk alıyorlar. Yatakları toplarken, bulasiklari makinaya koyarken, masanın üstüne ortu yerleştirirken.. Ogle vakti bir komsusuyla kahve içip çocukları ve kocasını cekistirirken.. Aksam yemeğini çoktan hazirlamis olmanın verdigi gururla, bacak bacak üstüne atmış günü bitirebilmenin keyfini yasarken mutlular. Lanet olasıca bu hayati kabullenmişler. Aksam kocaları sevişmek istediğinde, tüm gün yorgun olduklarını düşünerek hayır demek isterler ama diyemezler. Sadece çabucak bitse bu gece diye hızlıca hareket ederler. An'da degilim. Eksikligini hissettiğim köpeğimin yanındayım. Onunla konuşuyorum, kulaklarını oynatıyor bazen, anlamaya calisiyor. Yine mi gideceksin o eve, beni burda yalnız bırakacaksın der gibi bakıyor yüzüme. Insan bir hayata kaç hayat sigdirabilir söylesene Delgadina?