Ac saclarini, muzigi de ac, temiz bir sayfa ac ve çıkar gözlüklerini... Nerdeyse aksam oldu. Yine bir kupa kahve. Sonunda mide kramplarıyla yasayamayacak hale gelecegim. Hava durmuş, cam agaclari sakince sallanıyor dışarda, renkleri iyicene koyuya çalıyor. Soğuk havayı sever gibi duruyorlar konuşmadan. Konussalar çok şey anlatacaklar gibi. Insani yasama bağlayan bu duruslarini çok seviyorum. Evdeki kocaman iki ağacı bahçeye ektirdim. Onları orada görünce, sanki özgürlüklerine kavustuklarini hissediyorum. Yerden istimali bu cehennem sicagi evin icinde çok mutsuzlardi. Buraya ait degillerdi. Getirdiğim gün o neseli yemyeşil hallerinden bir sure sonra hicbisey kalmamisti. Insanlarda boyle olmali, ait olmadıkları yerde istediği konforu yaşıyor olsunlar yine de yasamayı sürdürmeleri hastalıklı bir durum. Baska bir isimle baska bir sehirde yasamak mümkün mu diye düşünürüm bazen. Tamamen bir kurgu beynimin icinde. Bir kucuk canta ile bir otobüs biletini alsam, bilmediğim bir sehirde bir kucuk ev kiralasam. Ama yeni bir kimlikte istiyorum. Adim baska, saçlarım baska. Komsularim, arkadaslarim baska. Birden değişiverse dünyası insanin, aniden baska biri olabilir mi acaba? Yine gulemediklerine gulemez ve yine sevmediklerini sevemez belki ama, baska bir kimlikte bugun sevmediği bir yemeği yiyebilir mi? Insan nasıl değişir? Sartlar değiştiğinde baska biriymiş gibi davranabilir mi? Ya simdi baska biriysem? diye düşünmeden duramıyor insan. Hayatta insanin kendini bulmaya calismasi kadar zor bir durum var mi baska bilmiyorum ama bu benim icin zor onu biliyorum. Kaybettigi çocuğunu, sokak sokak yalınayak, bağıra cagira, aglaya aglaya, kan kusarak, ellerini yüzüne götürmüş acınası bir caresizlikle arayan annenin hüznü gibi icimdeki. Ancak yaşayanların bilebileceği büyük bir yalnızlık büyük bir arayış. Büyük demek bile komik kaçıyor bu cümle icinde. Ne büyük ne kucuk bir duygu iste kapladigi alan gün gectikce cogalan...