Mart 27, 2023

 

Ses geçirmeyen bir yer aradım icimde

Daha çok dönmek istedim dönemedim icime

Dönemedim..

Cünkü;

Bir yer ararken kayboldum. 

Zihnimde uçuşurken kelimeler, peslerinden koşmaya calistim 

Bir o yana bir bu yana savruldum.

Bir yer aradım,

Alalade!

Bir kuyu, kösesinde ateş yanan

Ve duvarlarında balıkların yüzdügü

Hiç duramadiklari yerlerinde...

Mart 26, 2023

Bugun haftanın ilk günü, yogun bir gerginlik ile güne baslamak olabilecek en kotu şey ama elimde degil. Cocuklara ne zaman kızsam vicdan azabıyla tüm gün hicbirsey üretemiyorum. Ama sonra hakli olduguma kendimi inandirmaya calisiyorum ve hakliydim evet. Onların beyinlerini televizyon ve bilgisayar oyunlarıyla hergun daha fazla tüketmelerine izin veremem. Bugun buna izin verirsem eğer, yillar sonra onlara hicbirsey vermediğimi düşünmelerine tahammül edemem. Cocuklarima, tüm davranislarimin ve öğretilerimin yine kendi cikarlarim, hayattan kendi beklentilerim içinmiş gibi gorunuyor.  Kendi yoğurdugun bir hamura sekil vermek. Biraz acımasızca geliyor. Hayir demek. Üstelik ben en az bu kelimeyi kullanan annelerden biriyken, bu sabah artık duruma dayanamayarak evde cinnet geçirmiş olabilirim. Evin her yani sanat icinde yasarken, ben kitaplardan kafamı kaldirmazken evin icindeki bu iki cocuk neden bana benzemiyor diye kızmaya hiç hakkim olmadigini biliyorum. Yaptiklarimi yapmak zorunda olmadiklarini da ama bu yasta onlara verebileceklerimi vermek zorundayım bu sorumluluğu taşıyorum. Üstelik her ikiside resim ve müzikte yetenekliyken. O berbat oyun videolarında konuşan, oynayan adamlari izliyor olmaları beni çileden cikartiyor. Birden bir sanatçı ya da bilim adamı olmalarını beklemiyorum. Kendi dünyalarına, hayal etmeyi öğrenmelerine fırsat vermeye calisiyorum. Ama onlar Minecraft karakterleriyle beyinlerini yiyorlar. Yazmam gereken onca güzel şey varken bu sabah bu doluluk beynimi boşaltmami zorlastiriyor. Üstelik en sevdiğim yazarlardan birinin kitabini alip zevkle okumaya calisirken, cildini yanlış yapistirdiklari icin kitabı actigimda kapanmıyor. Bir okuyucu olarak kitabin dokusu, tasarımı, ciltlemesi o kadar onemli ki benim icin. Dun geceden başladı yani tüm bu doluluk. 'Hava harika bugun disari ciksana' diyen kocama sabah gülümsedim. Havanın harika oldugunu calışma odamdan izlemekte inan harika demek istedim. 

Mart 21, 2023

 Bir anlık kök salmış gibi odanın içinde oturarak zamana bakıyorum. Bir çatı katında isiklari hala sönmemiş bir evde bir telaş var gibi. Üstelik sabah oldu, gün aydinladi. Herkes gitmesi gerektiği yere doğru yol aldi. Dunyada bir gün daha başladı. Yapraklari diken diken neredeyse apartmanın boyundaki cam agaclarina, kaç yıldır kaç kisi bakarak birseyler düşünmüş olabilir. Hep ihtimaller kafamın icinde. Olivia burada olsaydi, ya da Lego nasıl olurdu diye düşünüyorum. Ne bir kedi ne bir kopek bakmayi becerememiş olmak benim kotu biri oldugumu gösterir mi? Oysa onları çok özlüyorum. Ama sevdiğim çok az seye tahamulum oldugunu biliyorum. Bugun hava Londra'dan farksız. Kasvetli, ice dönük. Son zamanlarda kendimi bulduğum hava ile yarisiyoruz sanki. Bu diger kadınla yeni tanistim. Ikisini çok iyi biliyorum ve yıllarca onlarla yaşıyorum. Artık nerde ne yapacaklarini biliyorum. Ama sen ucuncu kadın seni tanimiyorum. Tuhaf bir tad bırakıyor ağızda bazı yiyecekler, gitmiyor. Sessizligini bilmiyorum. Bir bedene sahip olsaydın saçların ne renk olurdu bilmiyorum. Ellerin, boyun, konuşman, boynun mesela.. Bir yansıma geciyor gözümün önünden, Cenevre'de bir aksam yemeğine giderken o soğuk ve kasvetli sehirde ayakları yerden kesik kucuk kizi izliyor beynim. Onu da özlüyorum. Dünyadan bir haber olmak ve daha az yasanmislik insani daha saf yapıyor tabii.. Cocuklar bu yüzden güzel. Iclerinde beslemeleri gereken iyi ya da kotu duyguları yok. Saf haliyle cocuk iste. Gulunce gülüyor, ağlayınca ağlıyor. Icinde milyonlarca parcaya bölünmüş ne bir duygu ne baska kadınlar, baska erkekler olmuyor. Insan bir bedende kaç kisi yasayabilir. 

Ayaklarımı camin pervazina uzatmış sogumalarini istiyorum. Sanki az önce sıcak bir kumun uzerinde yürümüş ve bu yürüyüşe devam edememiş ve kendimi bu koltuğa atmisim gibi..Tum bunlar olurken, gökyüzündeki karanlığa dalıyor gozlerim. Aslında gördüğüm daha çok sehir isiklari kocaman binalar ama zihnimde gece zifiri karanlık ve ayaklarım sicak. Inat ediyorum bu düşünceyle. Yükselen piyano sesinin yarattigi umidi icime dolduruyorum. Iceride şömine atesinin sesi ile birlikte gece daha bir anlamli oluyor. O piyano hep çalacak diyorum kendime. Sonra birden gözlerin aklıma geliyor. Acaba gercekten deli olabilir mi? diye bakan, alaycı sözlerinle birlikte. Masamin uzerinde duran binbir emekle yapilmis, üstelik hediye gelen heykeli, alip yere vurasım geliyor. Gözlerin geldigi zaman aklıma, icimde kopan firtinanin günlerce süreceğini, evleri alıp sürükleyeceğini, çamurdan agaclarin gorunmeyecegini. Kopan ciglik seslerini, acligi, sefaleti, insanlarin olecegini, cocuklarin surekli aglayacagini, caresizligimi goruyorum. Sonra düşünmekten vazgeçiyorum. Dokundugum yüzünde,  gercek olmayan bir yüze dokunuyormuş duygusu kaplıyor icimi. Sokaklarda seni bekleyişimi hatırlıyorum. Uzun uzun yürümemi, ve nedenini sonra sorguluyorum, seni neden beklediğimin bulamıyorum..

Mart 17, 2023

 

Yasayamayanlarin anlayamadigi bir dilde. Bir sabah uyandigimda, neyim oldugunu anlamlandiramadigim o zaman, beynimin içerisinde dolasan sanrilara inat, okunmamış kitapların bir bir ortaya cikmasini isteyerek, sessizliğin tadını cikarabilmek. Sokagin kosesinde duran bir seyyar saticinin bugun ne kadar satacagini düşünmek, camin kenarına yanastirilmis bir hasta koltuğunda tüm gün, gökyüzünun tüm degisimlerini, yoldan gelen gecenleri, kedileri-kopekleri, sitenin önünde duran güvenlik gorevlisini, bir telaşla girip çıkan arabalari.. Dunya'yi bir camin arkasında tüm gün koltuğunda izleyerek nefes alabildiği icin şükreden o yaşlı teyze. Benim bugun neyim var dediğimde, kendimden utandigim duygularımı kontrol etmeye calistigimda daha kötu bir yola giren araba misali bir o yana bir bu yana dönüşüm. Iste o koseyi döndüğümde karsilastigim çiçekçiden gelen bahar çiçeklerinin kokusu ile, disarida oldugumu anlamış olmam. Nereye gidiyordum? evden ne zaman cikmistim. Yola çıkmadan önce ne dusunmustum bilmiyordum. Ciçekçi dukkaninin önünde dururken, cevremdeki park bana çok tanıdık geldi. Bir yerden dönmüştüm evin orada olmalıydım ama degildim. Buraya nasıl geldigimi anımsamayacak kadar kafamın içerisinde ne olmuş olabilirdi. Su an burda olmaktan neden keyif aliyordum. Burada aradigim neydi? Üstelik hava buz gibiydi. Arabamda yoktu. Bindigim taksiye neden buraya tarif etmiştim. Bedenim mi beynim mi bilmiyorum beni neden buraya getirdi. Seni ya da bir seyi bulmaya calismam anlamli ama ürkütücü bulduğumu kabul ediyorum. Artık yalnız basıma sokaklara çıkmamam gerektiğini düşünüyordum ki, seni hatırladım. Buldugum bir banka oturup, bir sigara yaktim. Kendi kendime konustum; Ah! Delgadina, hayati bir roman gibi yaşayamazsın. Hadi bitir icindeki o duyguyu ve uyandır beynini dedim! Uyanmiyordu. Aglamaya başladım, çok üşüyordum. Insanin kendini birine anlatmaya calismasi kadar zor bir şey yok dedim. Ne yapsam, ne desem anlamayacak nasil olsa. Verdigim savas seninle ilgili mi yoksa kendimle verdigim savas mi bilmiyorum. Bir hain duygu geliyor icime saplanıp kalıyor sanki. 



Mart 16, 2023

 


Olmuyor aslında. Konusunca tüm buyusu bitiyor duygularımın. Sonra ne desem anlamı olmuyor çünkü o ben olmuyorum. Caresizlik, ulasilamamazlik duygusu kaplıyor. Sen karsimdasin ama o ben degilim. Saclarini, yüzünün çizgilerini uzun zaman önce gördüğüm halinden, bu baska halin. Daha bir ciddi gibi ama aslında daha yakin olan, anlamaya calisan ama beceremeyen.. Ne yazarsam yazayım, ne söylersem söyleyeyim ulaşamam ben sana. Bir gün bir yolda yürürken, baska kucuk bir sehirde karşıma çıkar misin? bilmiyorum. O an çaresizliğimden baktigim yüzünde ne görebilirim. Diyebilir miyim? Sen hiç gerçekten sevilmemiş adam sevmeyi bilmeyen, benim hikayemde ne ariyorsun. Elimde olsaydı seni yillar önce hayatimin bir odasına sokup, orada oturmana izin vermezdim. Hala seni orda saklamış olmam benim hatam. Kapıyı acmaliyim ve sen gitmelisin. Kendini güneş batarken attigin denizin icinden cikardiginda hissettiğin duygularla basetmelisin.

Mart 13, 2023

 

Atlayamiyorum,

Karşı binanın catisindan bir digerine atlayamıyorum. Yol orda biliyorum. Günlerdir, aylardır o catiya cikiyor ve karşı tarafa atlayamiyorum. Kafayı bozduğum yağmur bir yağıyor bir yağmıyor bazen sadece yagiyormus gibi yapıyor. O da yapamıyor boyle hüngür hüngür akamiyor bulutların arasindan. Vuramiyor kafayi sanki, çakamıyor sesi cikmiyor. Ordan asagiya bakıyor ve inemiyor. Ben atlayamiyorum. Her gün oraya gidiyorum her gün bekliyorum. Daha ne kadar beklemem gerektiğini bilmiyorum. Ama bıkmadan her gün biraz daha bitkin, her gün biraz daha tükenmiş gibi.. Bazı günler daha makyajlı daha parfümlu daha bir gösterişli sanki.. Deniyorum. Belki boşluk beni boyle daha çok beğenir. Olmuyor ne boşluk goruyor beni ne ben boşluğu geçemiyorum. Sanki kendimi gösterebilsem ona bana yardim edecek gibi.  Ne yapacak sanki karşıdaki binayı bana yaklaştıracak mi? elime bir paraşüt mu verecek? Hangi mesafeden nasıl atlayabilirim ki.. Arkami donup bakıyorum mesafe yok! Geriden gelerek kosabilsem yok!  Nasıl atlarım diyorum bacaklarım kısa, ellerim kucuk..  Bir koku sarıyor etrafımı nefes almaya calisiyorum. Martilar geciyor basımın uzerinden bagiriyorlar bir ciglik sesi sanki duydugum. Ne bir kus sesinin güzelliği var seslerinde, ne bir kus güzelliği tavırlarında. Herkes dünyadan nefret etmiş gibi dolanıyor sanki. Hayata karşı aramda olusan boşluktan atlayıp diger tarafa geçemiyorum. Kimse yardim edemiyor. Kimseden yardim da istemiyorum! Hergun kendi kucuk ayaklarımla cikiyorum o binanın tepesine anlatıyorum boşluğa, onu ikna etmeye calisiyorum. Beni duymuyor. Havada uçuşan notalar gibi sesim yankılanıyor boşlukta. O beni seviyor biliyorum. Oteye gitmeme izin vermiyor. Derinine girmeme izin vermiyor. Ona atlamam da yasak. Oyle nefes al diyor!


Ocak 12, 2023

 

Istanbul.. Ocak ayının ortasına geldik. Hava hala 10 derecelerde ve hiç yağmur yağmıyor. Kar ise hiç yok zaten. Gece İstanbul üzerine çöken sis'in tadını çıkarıyorum. Küçük loş ışıklar odanın içini biraz olsun aydınlatıyor. Adam kadını özlemiyor aslında, özlüyor gibi yapıyor. Öyle yazıyor sadece. Özledim diyor. Ne anlamsız geliyor bakınca bu duruma. İnsan neden özler ki? Özleyince ne olur? Kulağıma araba lastiklerinin suda çıkardıkları sesler geliyor.. Sadece gece duyulan seslere bayılıyorum. Komşunun kavga sesleri, bir kadının zevk sesleri.. Ansızın evin içindeymişcesine yürüyen bir ayak sesi. Gecenin uğultusu ve dinmeyen öksürük nöbetleri. Günlerce oturup yazsam, gerçeği yazabilir mi insan? Nasıl bir mesafe olmalı yazmak ile düşünmek arasında henüz bilmiyorum.. Saat tam 23:00'te yani şu an bir ambulans sesi duyuluyor uzaklardan. Kimbilir kim acı çekiyor, belki kendinde bile değildir. Kimbilir kim hasta için acı çekiyor ardında. Belki ambulansın arkasında hızlıca takip ediyor, lastik sesleri yükseliyor. Kulaklarımdaki çınlamalara o denli alışmış olacağım ki, nasıl bir ritimde devam edeceğini bile biliyorum.   

Ekim 12, 2022

Cok acayip seyler söyleyesim var. Ağız dolusu küfrederek lunaparkin tam ortasında eteklerim zil calarcasına dönmek istiyorum. Gökyüzüne bakarak. Bulutlari degil, yildizlara doğru dönmek istiyorum..Yalnizligin korkunç keyfine varmanın tadını bedenimi ruzgara karşı bırakarak buluyorum. Hadi durma ruzgar! döndür beni.. Kollarim kanat olmuşken, yıldızlara vardigimda dünya da ne kucuk bir varlık oldugumu görmeyi nasil arzuluyorum. Nasıl bir arzu bu kendini bir hiç sayabilmek. Hissettigin onca duygunun gökyüzünden bakılınca anlamını yitirmek. Bu yüzden ne zaman üzülsem, ne zaman anlayamadigim duygular ile basedebilmeyi denesem ve caresiz kalsam. Düsünsem, düşünsem ve yine düşünerek icinden çıkamasam. Bir küçük elma kurdu olsam dalsam icine dönüp dolansam çıkamasam. Orda beslenebilsem. Ta ki bir bicak ile elmayı kesene dek! icinde bulunduğum durumu farketmesem!

 


  Sabahlari kalkmak sandigimdan daha zor olmaya başladı. Bunu beklemiyordum. Erken uyanmak bir takinti benim icin. Kimse uyanmadan evi dolaşmak günü anlamaya calismak, uyurgezer gibi.. Hava artık daha da geç aydinlaniyor. Yakinda karanlıkta yatıp, karanlıkta uyanacağız. Daha az uyuduğumda daha yaratıcı oldugumu biliyorum. Kafam hiç olduğu yerde degilki burdayken baska biyerde dans ediyor baska bir hayalin icinde. Calisan kadin gelecek ama o gelene kadar nerdeyse ev tamamen düzen icinde oluyor. Umursamiyorum. Saclarımı taradım, sonra yine ve yine... Sacmasapan yağlar surdum. Aynada yüzüme baktım. Acaba botoks yaptırsam nasıl gerinecek yüzüm diye ellerimle suratımı gerdim. Cok saçma buldum bu düşünceyi. Kucuk karıncayi izliyorum. Ekranimin uzerine nasilda gelmiş. Ona bir Glenn Gould açtım. Seviyor mu acaba piyano sesini. Sürekli dolanıyor. Nereye gideceğini bilmiyor. Aksam haberlerinde kaybolan karınca ile ilgili haber var mi acaba sizin dünyanızda? Bir telaşla ordan oraya koşturuyor ve beni de telaslandiriyor onu nereye koyabileceğimi bilmiyorum. Evinin yolunu bilmiyorum. Gel diyorum ona kitabi uzatıyorum. Kitabin üstünde dolaniyor. Hiç bilmediğin bir ülkede, dilini konusamadigin bir yer de tek başına kalmak gibi. Ayni duyguyu defalarca hissetim karınca. Insan bir sekilde yolunu buluyor merak etme. Ama ben yinede seni alıp mutfakta bulduğum diger karıncaların yanina götürdüğüm icin kendimi mutlu hissetim.. Bir gün basıma bir şey gelse karıncaların beni koruyacagini düşündüğüm doğru. Bir tanesini basına bir şey gelmesin diye mutfakta özenle calisiyorum. Bazen meyve kabuklarını bırakıyorum yuvalarına tasisinlar diye.. Hiç garip degil bu inanin, kucucuk bir seyin varligini önemsemekten ve aslında kocaman bir dünyaları oldugunu düşünmekten alikoyamiyorum kendimi.

Ekim 11, 2022

 

Cam agaclari.. Hemen hemen her yasadigim evin etrafında oldugunu düşününce hatirliyorum. Az önce bir yansımaya diktim gözlerimi, agacin dalları sokak lambasının isigi ile odanın duvarında sallanıyordu bir o yana bir bu yana.. Prag'daydim.. Geceleri gördüğüm en fazla şey bu agaclarin evin icine vuran golgeleriydi. Çit cikmiyordu dışarda. Ev sessiz. Yalnizligimla mi basetmeliydim bilmiyordum.. Agaclar sallanırdı.. Ruzgarin sesi duyulur ardindan tavandaki cam'a yağmurun sesi vururdu.. Bu benim icin oldukça romantikti.. Odanın icinde yatan iki kucuk cocuk oyuncaklar, yarin icin hazirlanmis cantalar.. Bazı zamanlarda bahçenin isigini açık bırakmak isterdim. Citlerle cevrili ama oldukça karanlık o bahçe bana geceleri orda baska biseylerin yasadigi duygusunu verirdi. Orda en çok hayvanlardan korktum. Boyle yazinca çok komik gorunuyor.. Yagmur birden öyle hizlanirdi ki, sokak lambalarının turuncu isiginin ardından düşmesini izlemek.. Yarinin ayni olacagini düşünmek.. Rutinden çıkamamak.. Beynimin icinde dolanıp durmak ve oturacak yer bulamamak gibiydi. Iste bu gece gördüğüm o yansıma sevdiğim bir evde ve hiç de yalnız olmadigimi hissettiren bu evde hersey daha umit verici... Ama şöyle de demek isterdim hemde çok; hava nasıl kararmisti, gökyüzünde isiklar çarpıyordu birbirine ve sesleri geliyordu gok gurultusunun.. Cam'a vuran yağmur taneleri bir piyano sesi ile beraber evin icinde yansiyordu ve ben sanki bir sokakta bir yere yetişmekte olan bir kadinmiscasina koşuyordum. Korkmuyordum! Belki ciplakti ayaklarım bilmiyorum belki o zaman saçlarım kirmiziydi. Ve belki 20'li yaslarindaydim. Çok islanmis ve eve varamamistim..

.

  Seni özledim. Sabaha karşı, koyu bir denizin üstünde, bir balıkçı teknesinde tutulmuş gibiyim. Ağzımda oltanın iğnesinin bıraktığı acı… Sü...